29 Eylül 2026 Salı

SATILMIŞ ABİ DAHA BEYAZ YIKAR

Hitit topraklarında temiz ve pis su için ayrı ayrı drenaj sistemleri vardı. Bunu Hattuşa kazılarından biliyoruz. Lakin Hitit topraklarının tam da merkezinde doğup büyümüş birisi olarak drenaj sistemi bir yana yakın zamanlara kadar evlerde tuvalet olmadığını söylememe gerek yok. Olan tuvaletler, biz buna “Hela” diyelim, evin dışında, kulübeye benzer bir yapı şeklindeydi.

Derince bir kuyu kazılır, kuyunun iki yanına enlice iki kalas atılır, ortası boş bırakılır, ihtiyacı olanlar o iki tahtanın arasına oturarak ihtiyaçlarını karşılardı.

Çokbilmiş bazı köylüler bu iki tahtanın arasını fazla açık bıraktıklarında küçük çocukların hela çukuruna, biz ona “Bok” çukuru diyelim, düşmemeleri bir mucize olurdu.

Hela çukuru geçirimsiz bir toprağa açılmışsa, hela kısa sürede dolar ve hatta taşardı.

Hem toprak yapısı, hem de evin komşulara göre konumu göz önünde bulundurulduğunda, başka bir yere yeni bir hela çukuru açmak mümkün olmazdı.

Bu durumda hela çukuru “Ayıklanır” yani içi boşaltılırdı. Çukurdan çıkanlar “Selamet” bir yere dökülürdü. Bazen de hela çukuru çok derin kazılmış olur, boku ayıklamak için hela çukuruna daha önce oraya düşmüş olan çocuklar sarkıtılırdı.

Çocukluğumda hiç hela çukuru ayıklamadım, ancak dayımın evinin avlusunda bulunan kuyunun taşlarını ayıkladığımı hatırlıyorum. Kuyunun çeperi çay taşıyla örülürdü ve baharda bu taşların bazıları kuyunun dibine düşerdi. Güze doğru yağışlar azalınca, beline urgan bağlanan bir çocuk kuyunun dibine sarkıtılır, o da dipteki, çay taşlarını düşen yerlere yeniden yerleştirirdi.

Ne köylerde ne de şehirlerde lağım, kanalizasyon ne de su sistemi yoktu.

YER ALTINA İNEN LAĞIMLAR

Modern zamanlar, buharlı sanayinin yanı sıra, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, şehrin bütün kanalizasyonunu toplamak ve akıtmak için şehirlerin altlarına lağımların yapılmasıyla başlar.  

Paris lağımları Fransız Klasik yazarlarının da roman konuları arasına girmiştir.

Fransa, İkinci Dünya Savaşı’nda faşist ordular tarafından işgal edildiğinde, Fransız direnişçileri direnişi yer altına indirmişlerdir. Yer altı “Paris lağımlarıdır.”

Fransız direnişi bilinen ve kısa adıyla “La Resistance-Rezistans”, Paris başta olmak üzere 19. yüzyılda yapılmış olan ve bir yeraltı örümcek ağını andıran kanalizasyonlarda başlamış, örgütlenmiş ve başarıya ulaşmıştır.

Rezistans kelimesi Fransızların siyasi jargona kazandırdıkları şanlı bir kelimedir.

Bugün Paris kanalizasyon sisteminin bir kısmı Paris Kanalizasyon Müzesi olarak açıktır.

Rezistans saflarında yer alanlar temizlik-pislik derdinde değildiler.

PARİS LAĞIMLARINDAKİ BESNİLİ MANUŞYAN

1 Eylül 1906 tarihinde Adıyaman-Besni’de doğan Minas Manuşyan, 1915 yılında Ermeni Deportasyonu (Tehcir) ile Suriye’ye gönderilir. Burada bir yetimhanede kalır.

Daha sonra Fransa’ya gider.

O zorlu ve akıl dışı yıllardan salimen çıkan Manuşyan, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Paris lağımlarında hayat bulan “Rezistansa” katılır. Yakalanır, tutuklanır ve 21 Şubat 1944 tarihinde  22 arkadaşıyla birlikte kurşuna dizilerek öldürülür.

Louis Aragon 1955'te, Manuşyan ve grubuna ithafen Kızıl Afiş şiirini yazar, Leo Ferre ise bu şiiri 1959'da besteler.

Besnili Manuşyan ve yoldaşları, insanlığın kirlenen onurunu Paris Lağımlarına sığınarak temizler.

TUVALET SONRASI TEMİZLİK

Büyük Halkbilimcimiz Pertev Naili Boratav’ın Toroslarda yapmış olduğu bir geziden gözlemlerini aktarıyorum.

“Torosların dağ köylerinden birisine giden Pertev Hoca köyün okulunu da ziyaret eder ve öğretmenle sohbet eder. Konu okulun tuvaletlerinin sık sık tıkanması ve taşmasına gelir. Öğretmen her seferinde tıkanan tuvaletleri ayıklatır. Okul tuvaletlerinde su da bulunmaktadır. Ancak tıkanmanın önüne bir türlü geçemez.

Tuvaletleri ayıklarken lağımdan küçük yassı taşlar çıkmaktadır.

Su bulunmasına rağmen çocukların neden suyu kullanmayıp da küçük yassı taşlarla silindiğini bir türlü anlayamayan öğretmenin derdini Pertev Hocam anlar.

Çocuklar su ile temizlenmek yerine taş ile silinirler.

Zira ta Orta Asya’dan getirdiğimiz anlayışla suya yüklenen kutsiyet devam etmektedir. Su azizdir ve asla kirletilmez.”

Öğretmen bunu duyunca çözüm de gelir.

Köylerde el-yüz yıkanan, banyo yapılan su evin dışında selamet bir yere dökülürdü.

KİRKOR CEYHAN’IN ZARA’SINDA TEMİZLİK

Zaralı Simon (Sığı) Ustanın, 29 Ekim 1926, Zara doğumlu oğlu Kirkor, çocukluğunun Zara’sındaki tuvalet ihtiyacını gidermeyi anlatıyor:

“O zamanlar kasabamızda (Zara, rb) pek apteshane yoktu. Evin büyük erkekleri erken kalkar, Kızılırmak kenarına iner, taharetlenirdi. Evdeki eksik etek kadın kız taifesi içerlerde, ahırlarda ihtiyaçlarını giderir, ya karanlık bastığında kürekle çöplüğe atarlar ya da hayvan mayısına karıştırır, yazın da tezek yaparlardı.

Geriye kalan bizim gibi gıldır gücükler de kapının hemen önündeki çöplüklerde kuşak açarlardı. Örneğin ben, sıkıntısız oturur, hangi taşı tutsam, hangi ağaç parçasını elime geçirsem silinirdim. Yaz gelip de inadına sıcaklar bastırınca, çöplüklerin kokusundan geçilmezdi. Hele yağışın kesildiği gün dönümünden sonra tezek çıkarma mevsimi gelince, kokudan mahalle sakinlerinin genzi yanar, gözleri yaşarırdı. Tezeği çıplak ayakla, gözleri bağlı çiğneyen kadınların iflahı kesilirdi. Gözleri trahomlular gibi kan çanağına döner, çapaktan haftalarca kapanır, zamanla açılsa da, çoğunlukla gözlerde arıza kalırdı.” [1]

BİZİM KÖY’ÜN HELALARI

Mahmut Makal ilk görev yeri olan köyü anlattığı “Bizim Köy” romanında köyün helalarından da söz eder.

“Helalar Üstüne

Köydeki helalar üstüne güler misin ağlar mısın?

Evler avlusuz olduğu için, helalar evlerden oldukça uzağa yapılmıştır. Bir bakıma iyi.

Köy, biraz bayır üstüne kurulduğundan, helalar daha aşağılara düşer. Büyük küçük, erkek kadın, aynı helaya gider.

Ama hela deyince, aklınıza dört başı mamur yerler gelmesin sakın! Bir çukur kazılmış, çevresine iki sıra yalınkat taş dizilmiş… İşte o kadar! İçeri girenin diz kapağından yukarısı açıkta kalır. Eline ibriği alarak helaya giren kadın ve kızların seyrine doyamıyor delikanlılar. Hele evler yüksekte, helalar alçakta olduğu için, her şey ayan beyan seyrediliyor evlerden.

Köye yeni geldiğim sıralarda, sabahleyin tan yeri ağarmadan ayakyoluna çıkar, karanlık basmadan bir daha semtine uğramazdım. Şimdi alıştım artık, ben de herkes gibi, elime ibriği alıp, bir sürü insanın ortasından güpegündüz geçip gidiyorum.

İnsan, alışan bir yaratık…

Bizim hela dört evin malıymış, bir de biz katıldık, etti beş. Bir gün, ta dibine gidince farkına vardım, meğer içerde bir kadın yok muymuş? Utancımdan ne yapacağımı şaşırdım. Herkes güldü bu hale. Ben içimden ağladım.”[2]

Helaya gireni herkes görüyor olsa da, kimse helaya ibriksiz gitmiyor.

ÇORUM’DA LAĞIM TEMİZLİĞİ

Çocukluğumun Çorum’unda iyi çalışan bir kanalizasyon sistemi yoktu.

18 yaşıma kadar barındığım Çorum Yetiştirme Yurdunun kanalizasyonu sık sık tıkanır, taşar ve çok büyük sorunlar yaşanırdı.

Böyle durumlarda yurt idaresi beş metreyi bulan dar bir beton kuyunun içine, biz diyelim “Lağım kuyusuna” önce küçük çocukları sarkıtır ve onlar lağım borusunu tıkayan akıl almaz tıkayıcıları temizler ve yukarı çıkarırlardı.

O dar beton kuyunun, lağım çukurunun içine girmeyen çok az çocuk vardır.

Lağım hala açılmamışsa, yurt idaresi son çare olarak belediye itfaiyesini çağırırdı.

Hitit topraklarında Hititlerden bile daha geride bunlar yaşanıyordu.

İSVİÇRE DAHA TEMİZ YIKAR

Yazıldığı yıllarda en çok okunanlar arasında olan İsviçre Daha Temiz Yıkar kitabı modern dünyanın taşmış lağım sistemini anlatıyor aslında.

“Dev para ırmakları, kıyılarında büyük kazançlar bırakarak Helvet Emirliğini (İsviçre, rb) suluyorlar. Bankalar arası hareketleri düzenleyen Zürih takas odasının işlem hacmi, her gün yaklaşık 100 milyar İsviçre Frangına ulaşıyor.

Emirlik topraklarını (İsviçre, rb) besleyen para dalgası üç tür para getirir: Olağan ve yasaya uygun işlemlerin ürünü temiz para; Fransız, İtalyan, Alman, İskandinav yönetici sınıflarının vergi kaçağının ya da çok sayıda üçüncü dünya ülkesi yöneticisinin uyguladığı para kaçırmanın ürünü gri para; son olarak, en önemlisi kara para ya da kirli para. İsviçre emirleri, her yıl, uluslararası uyuşturucu, silah ticareti ve öbür caniyane faaliyet şebekelerinin kazancı olan milyarlarca doları toplarlar-gizlerler, ‘Yıkarlar’ ve yeniden yatırırlar.”[3] 

SATILMIŞ ABİ DAHA BEYAZ YIKAR 


Söz konusu Ankara Tren Garı gibi bir yerin umumi tuvaletinin temizliği ise, Satılmış Abi’den daha iyi temizleyen yoktur.

Satılmış Abi, sizi adeta tuvalete davet eder, “Gir içeri, rahatla” der gibidir.

Tuvalet ücreti değildir mesele. İçeri girersiniz, alaturka ve alafranga bütün tuvaletler, pisuarlar, lavabolar, ıslak zemin, duvarlar her yer tertemizdir.

Tren saatlerim denk geldiğinde mutlaka Satılmış Abi’ye uğrarım. Hal hatır sorarım.

Benim de tuvalet ihtiyacım olduğunu düşünerek, beni turnikeden ücretsiz geçirmek ister.

İhtiyacım olsa bile parasız asla geçmem.

Yetmez, hemen yandaki berberde tıraş torpili bile yapmak ister.

Satılmış Abinin aklamadığı-temizlediği 20 TL kağıt paralar

Ama Satılmış Abi tuvaleti değil, asıl ona verilen paraları temizler. Şaşırırsınız bu duruma. Akşama kadar belki de bin adet 5-10 ve 20 TL kağıt para Satılmış Abinin elinden geçer. Ama o kağıt paraların hiçbir tanesi bile temizlenmeden, ütülenmeden istif edilmez.

“Neden” diye soracak olursanız, “Böyle daha iyi değil mi?” karşılığını alırısınız. Ben soracak oldum, karşılığını bu şekilde aldım. Sustum.

Kolonya kağıt paranın mürekkebini bozduğu için Satılmış Abi çamaşır suyu kullanıyor.

Baca temizleyicilerinde bulunan bir ruh hali vardır Satılmış Abide. Hizmet ve Huzur.

Lağım temizleyicilerinde bulunan bir gizem vardır Satılmış Abinin gülümseme ile hüzün arasında gezinen çehresinde.

…/…

Yalçın Küçük’ten bir “Satılmış” aktarımı:

“ODTÜ’de öğrenci gösterileri başlar. Öğrenciler rektörlüğe doğru yürüyüşe geçerler. Yalçın Küçük ve diğer öğretim elamanları yemek arasında yemekhanedelerdir.

Onlara hizmet eden, komilik yapan Satılmış efendide bir heyecan, bir sıkıntı ve isyana-itiraza benzer bir hareket gözlerler.

 “Hayır, olamaz, ben asla yapamam, böyle şey olur mu?” demeye başlayan Satılmış Efendiyi hangi hoca sakinleştirir, bilinmez, ama öğrenciler rektörlüğe şu sloganla yürümektedirler:

SATILMIŞ REKTÖR

…/…

Satılmış Abiyi yaptığı hizmetten dolayı kimse takdir etmiyor. Aferin, diyen de yok, ne yapıyorsun, diye soran da. Bunun bir karşılığı olmalı mı ki, diye soruyor olmalı Satılmış Abi. Cevabını da bulmuş olmalı kendi dünyasında.

Japon aktör Koji Yakusho’nun “Mükemmel Günler-The Perfect Days”[4] filminde canlandırdığı Hirayama karakteri, Tokyo Umumi Tuvaletlerini gönüllü olarak temizlemek için sabah gün doğmadan çıktığı evine akşam gün battıktan sonra döner.

Hirayama için o günler filmin adında da saklı olan “Mükemmel Günler-The Perfect Days” yerine geçer. Hirayama’nın yüzünde film boyunca hep bir Satılmış Abi gülümsemesi sezilir.

Ne ki Satılmış Abiyi görüp de Hirayama ile karşılaştırmak gerekir.

Muhabbetle,

Nikomedya, 23 Eylül 2026

 

İzleme önerisi:

MÜKEMMEL GÜNLER

WIM WENDERS yapımı

 https://youtu.be/15crm4zuB04?si=8X8aHqdyOJQEJYpH

 

 

 

 

 



[1] Seferberlik Türküleriyle Büyüdüm-Kirkor Ceyhan-Aras Yayıncılık-2008 Eylül Üçüncü Baskı-s.11-1

[2] Bizim Köy-Mahmut Makal-Literatür Yayınları-2017 Eylül-Altıncı Basım-s.64

[3] İsviçre Daha Temiz Yıkar-Jean Ziegler-Çeviri: Zafer Üskül-Afa Yayınları-1990 Mayıs-Birinci Baskı-s.15

[4] Mükemmel Günler-Alman-Japon Ortak Yapımı-Yönetmen: Wim Wnders-Oyuncu: Koji Yakusho