Neolitik dönemle birlikte ilk evler ve yerleşimler ortaya çıkmaya başladığında, evlere düz toprak damlarından girilip-çıkılıyordu.
Olağanüstü denebilecek kadar zarif ve soyutlama gücü son derece yüksek takıları yapan, duvar resimlerini çizen, aletleri yapan Neolitik insanının eve giriş kapısı yapmayı bilmemesi söz konusu olabilir miydi? Güvenlik ve korunma ihtiyacı daha önemli olduğu için kapı yapılmıyordu. Binlerce yıllık bir aradan sonra, kapılı evleri görüyoruz.
Barınma ihtiyacını karşılayan insanın coğrafi ve doğa koşullarına göre ısınmak, yemek yapmak ve su ısıtmak için ateşe ihtiyacı vardı. Evin içinde yakılan ateşin dumanı eve damdan giriş yapılan açıklıktan çıkıyordu. Yani evlerin bacası yoktu.
Evlere bacalar sonradan konmaya başladı. Bacaların evlere girmesi öyle kolay olmadı. Önce evlerin yapımı için bir mesleki iş bölümü ortaya çıktı. Evin kapı-pencere gibi ahşap işleri için dülger, duvarı için duvarcı ustası, taş temel için taş ustası, çatısı için çatı ustası ve bacası için baca ustaları yetişmeye ve iş bölümüne katılmaya başladı.
Bütün
ustalar işlerini iyi ya da kötü yapsalar da idare edebilirdi, ancak baca ustası
bacayı iyi öremezse, o evde oturulmazdı. Baca geri teper, dumandan
zehirlenirdiniz.
Üstelik sobanın henüz icat edilmediği zamanlarda ocak sadece oturulan evde olmazdı, tandır evinin de bir ocağı olurdu ve ekmek edilirken tandır ocağının tütmesi demek, ekmeksiz kalmak demektir. Gerekirse baca sökülür başka bir ustaya yeniden ördürülürdü. Baca ustası bacayı örmeden önce rüzgarın yönünü, ateşin gücünü, evin oturumunu vb. hepsini bilmek zorundaydı.
Bir evin bacası da çatının dışına, göğe doğru yükselmeye başladığında o ev artık bitmiş ve evde “Ocak” yanmaya, hayat akmaya başlamış demekti. Sonra ise iş ve sevda türkülerimiz arasında çok önemli bir yer tutan ve içinde “Baca” geçen türkülerimiz dolaşmaya başlar dilden dile.
İŞ VE SEVDA TÜRKÜLERİNDE BACA
Baca
ustaları bacaları yüksek yapardı. Bu hem yangın güvenliği hem de bacanın daha
iyi çekmesi içindi. Bacacılar evin inşaatında iş bölümüne katılan diğer ustalardan
daha önemli bir işi yaparlardı, “Baca örmek.” Bacacıların yaptığı işe bir iş
türküsü yakmak o mesleği icra eden ustaya saygıdandır. Başka bir türkümüzde
oduncular kısa keser odunu, diyorsak, bu türkümüzde de “Bacacılar yüksek yapar
bacayı” diyoruz.
Bu aslında hem o işi yapan ustaların işini yüceltme hem de o işin nasıl yapılması gerektiği konusunda halkımıza kısa bir bilgidir.
Usta sanatçı Ürgüplü Refik Başaran’ın icrasıyla dinlediğimizde ise bu türkü için “Aa evet, bu Karam türküsü, biliyorum dersiniz.”
Bacacılar yüksek
yapar bacayı
Şimdiki kızlar
kendisi bulur kocayı
Altın dişli karam
Sırma saçlı karam
Rakı içtim anam, dalgaya düştüm karam
…/…
Delikanlı genç sevdiğini gündüz göremezse, gece gelip bacada yatar. Yüzünü göremediği sevdiğinin sesini duymaktır muradı. Ama sevdiği kız onun bu muradına bir türkü yakar ve horozdan korktuğu için de hafiften onu alaya alır. Yağcıoğlu Fehmi’den alınan bu Ankara türküsünün farklı varyantları bulunmaktadır. Bilinen adı “Şeker Oğlan”dır.
Bacada yatan oğlan
Gömleği keten
oğlan
Gece gelme gündüz
gel
Horozdan korkan oğlan
…/…
Yakın
zamanlara kadar Anadolu’daki evlerin neredeyse hepsi toprak damlı evlerdi ve
uzaktan bakılınca hepsi birbirine benzerdi. Okullaşmayla birlikte taş ve
betondan okul binaları yapılınca o binalar köydeki ve şehirdeki diğer
yapılardan seçilir olmuştu.
Bir
yeri tarif ederken okul anlamında “Mektebin yanındaki ev” denebiliyordu.
Çünkü
mektebin bacaları yüksekti ve çok uzaklardan seçilebiliyordu.
Bu durumun bir Muş sevda türküsüne konu olacağını kim bilebilirdi ki?
Ders verir
hocaları
Kim yârimi sorarsa
Odur birincileri
Ev viran olmuş, yani “Barhanaya” dönmüş, bacası yıkılmış olsa da türküye ve halaya konu olan yine bacadır. Bir Kars-Digor türküsü yine aşinadır belleğimize
Baca baca barhana
(dön dön döndüm yar)
Bacada gül çalhana
(güle izin al gel öldüm yar)
Dökme gülün suyunu
(dön dön döndüm yar)
O yar gele yıhana (güle izin al gel öldüm yar)
…/…
Çok eskilerden ve usta malı bir Çorum Türküsü vardır ki, aşk ve sevda, sıla ve hasret yüklüdür.
Şu uzun gecenin
gecesi olsam
Çorum’da bir evin
bacası olsam
Dediler ki nazlı
yârin pek hasta
Başında okuyan hocası olsam
Bir insanın her şeyi, dünyanın bütün nimetlerini bir kenara bırakarak, sılasına dönüp hiç olmazsa bir evin bacası olmaya razı olması ne demektir? Ya da sevdiğine kavuşamaması, yüzünü görememesi, sesini bile duyamaması karşısında çaresizce ona en yakın yerde olmayı, sevdiğinin evinin bacası olmayı, onun bacasının yanında yatmayı düşünmesi ne demektir? Nasıl anlatılabilir?
Zira evlerde konuşulan her şeyi duymak ancak bacaları dinlemekle mümkün oluyordu.
YANGINLAR
İstanbul’u örnek alırsak, yangınsız bir gün yoktur. Ancak biz veya itfaiye teşkilatı değil, bizzat halkımız bu yangınları kendince sınıflandırmıştır.
Ahşap teknelerin yapıldığı dönemlerde Haliç’te çıkan bir yangın, Aksaray’ı bile kül ederdi. Bu yangınlar HALİÇ YANGINLARI’ydı.
Yaz mevsimi geldiğinde başta patlıcan olmak üzere yapılan kızartmaların yağından kaynaklı yangınlara halkımız PATLICAN YANGINLARI diyordu.
Köylerde tarlalar biçildikten sonra geriye kalan anızın gübre olsun diye yakılması ve oradan köye ve ormana yayılan yangına halkımız ANIZ YANGINI diyor.
Samanlıktan hayvanı için saman alan veya samanlığına saman tepen köylü elindeki sigarayı söndürmeden samanlığa atarsa veya evin afacan çocuğu masumca bir deney için elindeki kibriti çakarsa ortaya bütün köyü yakan SAMANLIK YANGINI çıkıyordu.
Orman yangını için insan eline bile gerek yok ki.
Kentleşmeyle birlikte modern sayılabilecek evler, apartmanlar yapılmaya başladı. Evleri ısıtmak için ocak ve ocak bacası yerine, sobalar yakılmaya başladı. Kalorifer sistemi olan apartmanlarda ise yanma yeri kazan daireleriydi
Sobalardan veya kazan dairelerinden çıkan duman zamanla bacalarda kurum bağlardı. Kurum düzenli olarak temizlenmezse bacadan çıkan alevli duman zamanla BACA YANGINLARINA neden olurdu.
BACA TEMİZLEYİCİLERİ
Evin yapımında mesleki iş bölümüne ev kullanıldıkça başka meslekler de ekleniyordu. Eskiyen, boyası dökülen evi badana-boya yapmak için badana ve boyacılar, temizlikçiler vb.
Bacalar zamanla kurum bağlayınca, sobalar çekmez olur ve soba verimli yanmaz. Çekmeyen baca tüter. Bacadan yanmadan geçen alevli duman bir zamanlar sık görülen baca yangınlarına neden olurdu.
Burada mesleki iş bölümünün yeni elamanı “Baca Temizleyicisi” olarak çıkar karşımıza.
Dünyanın belki de en zor, en pis işlerinden birisiydi baca temizleyiciliği.
Noel Babayı saymazsak, sobalı ve ocaklı evlerin bacalarının temizlenmesinde zayıf ve çevik baca temizleyicileri bacalardan girerlerdi.
Sonraları “Baca temizleyicileri” tarihinin belki de en büyük icadı ortaya çıktı. Bacadan insanları sarkıtmak yerine ucunda çok ağır demir bir gülle bulunan ipi eline alan baca temizleyicisi ipin ucundaki gülleyi bacadan aşağıda bırakıyor ve kurum dökülüyordu. Bunun için de işinin ehli insanlar olmak zorundaydı. Hiç de kolay olmayan bu işte işinin ehli olmayan paragöz insanlar ne bacalar yıkıp uçurmuş ne evleri kurumla doldurmuştur, bilenler bilir.
Lağım temizleyicileri de mesleki iş bölümüne dahil olduklarında, baca temizleyicilerinin yaptıkları işten mutlu olduklarını kim söyleyebilirdi ki?
Şair İsmet Özel belki de bütün baca temizleyicileri için bir güzelleme yazmış olmalıdır.
“3
En mutlu insanlar
belki de
baca
temizleyicileridir
öyle dar, öyle
kara karanlık bir yerdedirler ki
yüreklerini geniş,
dayanıklı
aydınlık tutmak
zorundadırlar
buna yükümlü
sayarlar kendilerini.
Baca
temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz
başkalarınca
sevilirler aynı zamanda
çünkü herkesi
düşünmeyecek kadar mutlu
herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar. “[1]
…/…
Ateşin bacayı sarmasının müsebbibi “Baca Temizleyicisi” değildir.
Aşk
illa ki,
Recep Babayiğit,
[1] Erbain
Kırk Yılın Şiirleri-Akla Karşı Tezler Şiiri-İsmet Özel-Tiyo Yayınları- 2025
Ağustos 37. Baskı, s.187