31 Mayıs 2026 Pazar

HASTALIK İYİLEŞMEYE GİDEN YOLDUR [1]


Başlığı ödünç alarak alıyorum.

Hastalıkların tıbbi olarak tanımını ve tedavisini hekimlere bırakacak olursak, halkın kendi bulduğu, uyguladığı tedavi yöntemlerinin tıp hekimlerinkinden daha fazla olduğunu görürüz.

Halkın bulduğu ve uyguladığı tedavi yöntemlerinin çoğu artık unutulmuş durumda veya şarlatanların elinde birer haksız kazanç kapısına dönmüş durumdadır.

Anadolu’da sayıları artık çok az kalmış olsa da yüzyıllardır süregelen “Sancı Ocakları” vardı. Sancı Ocakları halkın her türlü hastalığını tedavi için gittikleri mekanlardı.

Bu mekanlar “Yatır, türbe, tekke, ocak vb.” şeklinde adlandırılmış olsa da genel anlamda hepsinin adı “Sancı Ocağı’ydı.”

Ocakları çoğunluğu kadın olan ocak sahibi kişiler beklerdi ve sancısına, ağrısına, hastalığına şifa için gelenlere tedaviyi onlar uygulardı. Ocak sahipliği halkın “El Alma” dediğimiz sistemle bir sülaleyi takip ederdi. Kimse ben de şuraya bir ocak açayım da tedaviye başlayayım, demez, buna cesaret edemezdi. Halk geleneksel sancı ocaklarını ve oradaki “Ocakçıları” bilir, başka bir yerde bir ocak ve ocakçı ortaya çıkmışsa, ona güvenmezdi.

Yılancık ocağı, derma-demra ocağı, sarılık ocağı, parpı ocağı gibi çok sayıda sancı ocağı Anadolu’nun farklı yerlerinde farklı isimlerle varlıklarını uzun süre sürdürdüler. Modern hayat ve tıbbi tedavi imkanları yaygınlaştıkça geleneksel sancı ocakları ve ocakçıları birer birer yok oldular.

Yok oluşla beraber Anadolu’nun kültürel bir kaynağı da tam derlenip toparlanmadan, üzerinde yeterli araştırmalar yapılmadan, ocaklara gelen hastaların vakaları incelenmeden kapanıp gittiler.

…/…

Annemin köyü Çorum-Sungurlu-Demirşeyh Köyü’nün mezarlığındaki tekkede bulunan bir ardıç ağacı dalı tekkeye gelen sancılı insanların sancı veren yerlerine sıvazlanırdı.

Hatay-Samandağı-Hızır Makamında bulunan şekilsiz ve garip bir ağaç parçası da aynı amaca yöneliktir.

Bazı kadınların tükürüğü veya göğüslerinden gelen sütün şifa olduğuna inanılır. O kadının tükürdüğü yara iyi olur. Yeni doğan bebekler yörede bilgeliği ve göreneği ile ünlü, tanınmış, saygın kadınlara götürülür ve o kadından çocuğun yüzüne tükürmesi istenirdi. “Yüzüne tükürdüğüm” veya “Yüzüne tükürsen Ya Rabbi Şükür der” sözü buradan gelir.

Burada amaç o bilge kadınının özelliklerinin bebeğe de geçmesini dilemektir. Bunu, benzer, yüze tükürme işlemini ocak olmayan ama ailede bulunan çokbilmiş bir kadın da yapar ve itiraz eder gibi olan bebeğin annesine veya yakınlarına “Bana benzesin” diye yaptığını söyler.

…/…

Günümüzde halen kullanılan Sağlık Ocakları Anadolu’nun o kadim tedavi, sancı ocaklarından bir aktarımdır.

…/…

Hastalık nasıl ve neden iyileşmeye giden yoldur? Bir ağrının, bir rahatsızlığın tedavisi için onun “Hastalık” olarak tanımlanmasıyla başlar her şey. Bu rahatsızlık tıbbi olabileceği gibi, toplumsal da olabilir.

Hastalığı tanımlayabiliyorsanız, işte o zaman iyileşmeye giden yol açılmış olur.

…/…

Çorum’da, ilkokul dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçtiğim yaz tatilinde bir sobacının yanına çırak olarak girmiştim. İki ortak olan sobacının kullandığı birkaç mekanik aleti vardı. Kenet-punto makinası-kıvırma makinesi.

Hiç boş kalmazdım, ama boş kaldığımda kenet makinesine parça, atık sac parçaları koyar katlar, sonra da uçlarından katlanmış bu parçaları birbirine geçirir, üzerini tahta tokmakla döver daha büyük bir sac yapardım.

O zamanlar fırınlı ve emaye sobalar henüz pek yaygın değildi. Yuvarlak odun sobaları hala yapılıyordu. Ustalar odun sobası için kestikleri sacın iki tarafını da kenetle katlar, sonra o iki ucu birbirine geçirip üzerine tahta tokmakla ezince ortaya odun sobasının silindir şekli çıkardı.

Büyülenirdim.

Büyülendiğim başka bir konu ise ustaların arada elektrot kaynağı yaparlarken, kaynak telinin metale değerken çıkarmış olduğu beyaz ışık parlaklığı olurdu.

Bebekler, çocuklar, hayvanlar bu tür ışık kaynakları karşısında hep büyülenirler.

Usta kaynak yaparken el maskesi kullanır ve maskem olmadığı için beni hep uyarırdı “Işığa bakma,” derdi. Nasıl bakmazsın, o ışık sanki ilahi bir ışık gibi görünürdü gözüme.

PATATESLE GELEN TEDAVİ

Ustanın uyarılarını dinler gibi yapsam da dinlememiştim. Akşam oldu, işten çıkıp Yetiştirme Yurduna geldim. Gözlerimde bir batma, başımda bir ağrı oluşmaya başladı. Akşam yemeğini zor yiyebildim. Hemen koğuşa çıkıp uyumak istedim. Fakat ağrı gittikçe artıyor, azalmıyordu.

Yetiştirme Yurdunda ilkokuldan sonra okumayıp da işe, sanata giden kardeşlerimiz de vardı. Birileri onlardan birisine durumu anlatmış olmalı, işçi abilerden birisi yanıma geldi. Gözlerime baktı. Nerede çalıştığımı ve kaynağa bakıp bakmadığımı sordu.

Sobacıda çalıştığımı ve kaynağa baktığımı söyledim. Tamam, dedi işçi abi. Birisini yurdun mutfağına gönderdi, o saatte kapısı çoktan kilitlenmiş olan mutfaktan bir adet soyulmamış patates geldi.

Teşhis: Kaynak alması, tıbbi adı, kaynak keratiti

Tedavi: Patatesi kabuklu halde dilimleyin. İki gözün üstüne de birer dilim koyun. Üzerini yumuşak bir bezle, tülbentle sarın, sabaha kadar o şekilde uyuyun.

İşçi abinin dediklerini yaptım. Sabah bir şeyim kalmamıştı.

Şu işçi abi de ne çok şey biliyormuş.

Aslında patates bu iş için mucize gibi görünse de soğuk bir kompres ya da içinde buz olan bir torba da aynı işi görüyormuş, lakin bizim o yıllarda ve o imkansızlıkta bunları bulabilme şansımız hiç yoktu.

…/…

Cilavuz Köy Enstitüsü mezunu öğretmen yazar Dursun Akçam babasının tükürüğünün nasıl şifa olduğunu anlatır Kaf Dağı’nın Ardı öykü kitabında.

“Babam, kıskanırdı anamı, altta kalmamak için o da kendi hünerlerini ortaya koyardı. Bunların en önemlisi, tükürük tedavisiydi. Hopa’dan bir şileple Mehti Ağa’nın koyun sürüsü ile birlikte İstanbul’a gitmişti. Bu yolculukta hem deniz gören hem de deniz suyu içen tek kişiydi köyümüzde. O nedenle babamın tükürüğü, cümle yaralara merhemdi. O yıllarda ne de çok yüzünde sarı yara çıkan çocuklar, gençler vardı! Babam, evin ortasına, aralıklı yan yana, iki sepet koyar, ayağının birini bir sepete, birini öbür sepete atarak ayakta durur, bacakları arasından geçen yaralıların yüzüne tükürürdü. Babamın tükürüğü, sarı yara, sulu yara, yanık, çıban vb. cümle yaralara merhem olurdu! Anama göre bu keramet babamda değil, içtiği tuzlu deniz suyundaydı.”[2]

Ardahan merkez ilçe Ölçek Köylü Dursun Akçam’ın annesine göre keramet deniz suyundaysa, benim annemin köyü Demirşeyh Köyü tekkesindeki ağaç parçasının kerameti ise o çevrede öylesi bir ağacın hiç bulunmuyor olmasıydı.

Teşhis : Sulu yara, sarı yara

Tedavi : Dursun Akçam’ın babasının tükürüğü

…/…

HERA’NIN GÖĞSÜNDEN FIŞKIRAN SÜTÜ ŞİFA MIYDI?

Galaksi adının kökeni, eski Yunancada bizim galaksimizi belirtmek üzere kullanılan “sütlü, süt gibi, sütsü” anlamlarına gelen galaxias (γαλαξίας) sözcüğü ya da “süt dairesi” anlamındaki kyklos galaktikos (κύκλος γαλακτίκος) terimidir. Bu terim ve dolayısıyla Batı kültüründe Samanyolu için kullanılan “Süt Yolu” terimi eski Yunan mitolojisindeki bir mitostan kaynaklanır.

Zeus’un Alkmene’yi gebe bıraktığını öğrenen Hera, büyük bir kıskançlığın yanında Herakles’e karşı da nefret duyar. Hera duyduğu bu nefretle Herakles ve ikizi İphikles’le birlikte beşiğinde yattığı bir gün, çocukları boğması için iki kocaman yılan gönderir. Yılanları gören İphikles, ağlamaya başlar ancak Herakles, yılanları elleriyle yakalar ve sıkarak boğar.


Hera’nın kıskançlığından korkan Alkmene ise Herakles’i Thebai’nin dışında bir tarlaya bırakır. Bu sırada Zeus’un isteğiyle Athena, Hera’yı yanına alarak yürüyüşe çıkmıştır. Bebeği gören Athena, şaşırmış gibi yaparak çocuğu Hera’ya gösterir ve “Haydi, senin memelerinde nasılsa süt var, izin ver de şu küçük yaratık da birazını emsin.” der. Hera, hiç düşünmeden çocuğu emzirmek için kucağına alır. Herakles, tanrıçanın memesini öyle kuvvetli emer ki Hera, duyduğu acıyla bebeği yere fırlatır. Bu arada göğsünden fışkıran süt, gökyüzüne ulaşarak adına Samanyolu (Süt Yolu, Milky Way) denilen yıldız kümesini oluşturur.

Burada anlatılmak istenen Süt Yolu-Milky Way-Samanyolu gibi görünse de Hera’nın göğsünden çıkan sütün aslında kendisini rahatlatmış olmasıdır. Lohusa kadınların bazıları fazla gelen sütlerini boşaltamaz, sağamazlardı.

Süt Annelik diye bilinen annelik, böyle doğmuş olsa gerek. Bir mahallede, bir köyde birkaç lohusa olsa da sütü fazla gelen belki de tek bir lohusa olurdu. O da fazla sütüyle başka bebekleri de emzirirdi. Burada süt hem lohusa annenin göğsünden çıkarken onu rahatlatmış hem de başka bir bebeği doyurmuş, beslemiş oluyordu.

O nedenle Özay Gönlüm ve Davut Sulari süt kardeşlerdir.

İyi de biz neden Süt Yolu değil de Saman Yolu diyoruz?

Bu da İran-Pers etkisinden kaynaklıdır.

Türkçede Samanyolu olarak bilinen ismin kökeni Farsçaya dayanmaktadır. İranlılar bu fenomene saman çeken, saman taşıyan anlamına gelen "Kehkeşan" ismini vermişlerdir. Efsaneye göre Samanyolu, kerpiç ustalarına saman taşınırken, saman taşıyanların düşürdüğü yere düşen saman tozlarından ve saman parçalarından meydana gelmiştir.

Teşhis : Süt dolu göğüs ağrısı

Tedavi : Başka bebekleri de emzirmek       

…/…

Konu anne sütüyle tedaviye gelince Hagop Mintzuri’den söz etmemek olmaz. Mintzuri Armıdan Fırat’ın Öte Yanı anı kitabında sizi adeta masal diyarlarına götürür, yok artık diyesiniz gelir.

“Hamamda göz ağrısına tutulurduk. Buğday dövülüp samandan ayrılırken, kalkan saman tozları gözlerimize dolardı. Bir senesinde ne yaptıysam geçmedi. Teğçur Çeşmesi göz ağrısına iyi gelirdi. Kaç defa gittim yıkadım, iyileşmedi. Ana sütü de iyidir, geçirir. Maro’ya haber saldık, gelip gözüme süt damlatsın diye. ‘Ben utanırım, abimin karşısında memelerimi açamam’ dedi. Sonunda ikna ettik, sabah akşam beş altı kere geldi. Ben sırt üstü yatardım boylu boyunca, o da diz çöküp üstüme eğilir, iri göğsünü örtüyle örtüp, uçlarından sıkardı. Biz oğlanlar çatnuktan, yani mürver dallarından şırınga gibi su püskürteci yaparız. Püskürteç gibi püskürtüyordu sütü gözlerime. Gözlerim iyileşti.

Ne yerdi de sütü taşardı?” [3]

Teşhis : Göze saman tozu kaçması

Tedavi : Maro’nun göğsünden göze püskürtülen süt

…/…

Hagop Mintzuri’yi okumayanlar, bilmeyenler Milky Way-Süt Yolu mitolojisinde Hera’nın göğsünden fışkırttığı sütü tasvir eden tablolara hayranlıkla bakar, hikayeleri ise film gibi dinlerler.

Oysa hiçbir ressam Mintzuri’nin yüzüne süt püskürten Maro’yu resmetmez, anlatmaz.

…/…

Hastalık iyileşmeye giden yol ise, aşk da hastalığa giden yoldur.

Aşk illa ki

Bu yazı için tavsiye edilen dinleme:

Süt içtim dilim yandı

İcra: Hacer Buluş



  

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 



[1] Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur-Thorwald Dethlefsen-Ruediger Dahlke-Çeviri: Berrin Bilgin Haznedar-Mozaik Yayınları-2005 Birinci Baskı

[2] Dursun Akçam-Kafdağı’nın Ardı-Arkadaş Yayınevi-2013 İkinci Baskı-s.57

[3] Armıdan Fırat’ın Öte Yanı-Hagop Mintzuri-Ermeniceden Çeviren: Silva Kuyumcuyan-Aras Yayıncılık-2025 Kasım Dördüncü Baskı-s.132-133