Öyle bir ada ki kuzeyinden çıkan mermer, ta Roma’ dan bu
yana yakın uzak bütün coğrafyanın tapınaklarını, okullarını, resmi binalarını,
villalarını, giderek camilerini, sebillerini, çeşmelerini süslemiş, adında
saklı “marmor” kelimesi de koca bir denize adını vermiştir; Marmara Denizi.
Yapıları bir yana Marmara Mermeri’ nden yapılan heykeller bugün müzelerin en seçkin
eserleri arasında yer almaktadır.
Adanın güneyinden çıkan granit, yapılarda o kadar fazla
kullanılmasa da sanki adayı doğal bir kale gibi kuşatmıştır.
Batıda yakın zamanlarda çıkarılmaya başlayan dolomit ise adanın
başka bir zenginliğini yansıtıyor.
Adanın antik dönemdeki adının “Prokinnessos” olduğunu, yani
“Geyik Adası” olduğunu düşünürsek, adada artık hiç bulunmayan varlığın hiç
bulunmayan zenginliğin “geyik” olduğunu anlıyoruz.
Lodosun yaman olduğu Kasım ayının son günlerinden birinde
gidiyorum Marmara Adası’na.Erdek’ ten kalkan feribot Avşa Adası’ na zor
yanaşıyor.
Küçük bir oğlan çocuğu güvertede merakla izliyor dev
dalgaların feribotla kavgasını.
 |
| Meraklı çocuk ışığın altındasın |
Adaya çıkışta sola dönüp ada merkezine, buralıların
demesiyle Marmara’ ya doğru yürürseniz adanın ayakta kalan en eski yapısını,
bir dönem kaymakamlık binası olarak kullanılmış, şimdi kendi halinde terk
edilmiş olan, 1906 yılında yapılmış Rum İlkokulunu görüyorsunuz.
 |
| Marmara Kaymakamlık Binası |
Taş denince aklımıza belki de ilk olarak mezar taşları
geliyor nedense.
Ben de öyle yapıyorum.
Adanın mermerinden yapılmış mezarların taşları ilgimi
çekiyor.
Destur, deyip giriyorum
adanın mezarlığına.
 |
| Oktay
YURDAKULER mezar |
Hemen sağda mezar taşı ada mermerine uymayan ve üzerinde
Oktay YURDAKULER yazılı mezar taşı soyadından dolayı dikkatimi çekiyor.
Hakan YURDAKULER geliyor aklıma, 1976 yılında karanlık
güçler tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ankara SBF öğrencisi ve benim adada
komşum Ceylan’ın amcası, Nigarin’ in kayın biraderidir.
Hakan YURDAKULER Oktay YURDAKULER’ in kardeşiydi.
Hakan YURDAKULER, Albay Muzaffer YURDAKULER’ in oğluydu.
Albay Muzaffer YURDAKULER,
27 Mayıs’ ı gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi üyesi subaylardandı.
Hakan’ ın seçilmesi hiç de tesadüf olamaz.
Kimler yok ki adanın bu küçücük mezarlığında yatan.
…/…
 |
Orhan
TUNCEL Abi oğlu Yavuz ile koyun koyuna yatıyor
|
Adadan bir ev almaya karar verdiğimde, alacağım evin 2010
yılında oğlunun hasreti ile hayatını kaybeden ünlü TRT yönetmeni, su altı
belgesel yapımcısı Orhan TUNCEL’e ait olduğunu nereden bilecektim.
Oğlu Yavuz’ un ise daha on dokuzunda adanın denizinde
vurgun yiyerek hayatını kaybetmiş olduğunu hiç bilemezdim.
Yine geliyoruz 27 Mayıs’a. 27 Mayıs sonrasında kurulan
hükümette kısa bir dönem Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olan Unesco Türkiye temsilcisi,
DTCF dekanı, Fransız Dili ve Edebiyatı bölüm başkanı, Dimitri KANTEMİR’ i en
derli toplu yazan Prof. Dr Bedrettin TUNCEL hocanın ise Orhan TUNCEL’in babası
olduğunu evi aldıktan sonra bana kalan koliler dolusu evraktan, hocanın eşi
Nimet Hanım ile yazışmalarından anlayabiliyordum.
…/…
Siz bakmayın öyle takım taraftarlarının fanatik hallerine.
Belki de hiçbir Fenerbahçeli bilmez takımın efsane doktor
futbolcusu Memduh EREN’i.
Kurmay Yarbay Talat TURHAN ile adı “Bomba Davası’na” karışır
Fenerbahçeli Dr Memduh EREN’in.
Muayene ettiği hastalarının yüzde doksanından muayene
ücreti almaz.
Kaleye gol ortası yapacağı sırada durur, bir türlü yapamaz
ve gol kaçar.
Sorarlar, neden orta yapmadın?
“Ya ne yapayım, tam o anda bir tutam papatya geldi önüme,
orta yaparak papatyalara zarar vermek istemedim.”
Böyle bir insandır Dr Memduh EREN.
Ama bu iyiliklerin elbet bir karşılığı olacaktır.
Fenerbahçeli futbolcu Dr
Memduh EREN yaptığı iyiliklerin karşılığında gördüğü ağır işkenceler
neticesinde böbrek yetmezliğinden hayatını kaybeder.
 |
| Fenerbehçeli
Futbolcu Dr Memduh EREN |
Ada mezarlığında gezmeye devam ediyorum.
Çok ilginç mezar taşları çıkıyor karşıma.
Beni çeken hem mezar
taşlarına yazılan sözler, hem mezarda yatanların isimleri hem de mezar
taşlarına yapılan resimler oluyor.
…/…
 |
| Prof
Dr Mustafa ASLIER Mezarı |
Siz yine bakmayın Mustafa Hoca’nın mezar taşında Profesör
kısaltmasının hatalı yazılmış olduğuna.
Mustafa Hocam Türkiye’ de hiç el atılmayan 19. yüzyıldan
sonra öldüğü düşünülen gravür sanatının, taş baskı sanatının son örneğiydi.
Adadaki harika evi, sadece
taş baskı konusunda değil taş baskı aletleri koleksiyonu açısından da bir müze
gibiydi adeta.
 |
| Mustafa
ASLIER taş baskı çalışması |
…/…
Devam ederken kimler çıkıyor karşıma.
İşte KIR OSMAN, nam-ı diğer KARA OSMAN veya hepimizin Osman
Abisi.
Babası mübadele ile gelen Girit’ li ailelerdendir Osman
Abi.
Yaşar KEMAL adaya geldiğinde onda kalırdı. O kadar çok
hikayesi vardı ki Osman Abi’nin.
Ama o sevimli ve hepimizi gülümseten palavralarını artık
dinleyemiyoruz.
Bir palavra mı?
Adanın
yaylasında çok aç kalır, baldırından bir parça et keser, pirzola yapıp yer.
 |
Kara
OSMAN
|
…/…
Marmara Adası Sevdalısı Engin SAVAŞÇI’ nın Mahir ÇAYAN’ın
kayın biraderi Yüzbaşı Orhan SAVAŞÇI ile ne bağı var, bilemiyorum, ama adaya
sevdası kesin.
 |
| Engin
SAVAŞÇI |
…/…
Ada deyince deniz ve denizciler gelir hep akla.
Meslekten denizci olmanız gerekmez. Dr Tunç SEYREK gibi
amatör de olsanız, bir yanınız denize sevdalıdır hep ve mezar taşınıza hep bir
yelkenli işlenir sizi nereye götürdüğü bilinmez.
Hep denizci olmaz, arada soyadı elmalı olan kişiler de
olur.
Ada mermerine her türlü resim işlenebilir. Ama birisi “bey
baba” olur.
Kimdi acaba bu Bey Baba?
Ya bu Bulancaklı Kaptan kim ola ki? Bulancak kelimesinden
sonra iki nokta üst üste neden kondu acaba? Bir anlamı mı var bu iki nokta üst
üstenin?
…/…
TILSIM bebek. Annesinin onun yaşaması için yapmış olduğu
tılsım tutmadı mı acaba?
Tılsım Bebek için ayak ucuna bağlanan oyalı yazma öbür
dünya için mi acaba?
…/…
Mustafa Bey bu “KASKET”
lakabını Kılık Kıyafet İnkilabı savunucusu olduğu için mi aldı, yoksa başından
hiç çıkarmadığı belki de bir BASK kasketinden mi?
…/…
Hayat hep bir özlem, hep bir bekleyiş değil midir?
Mustafa TOKGÖZ hep güneşin doğmasını bekledi ve güneş
sonunda doğdu, ama çok geç.
Mustafa TOKGÖZ’ ün doğmasını beklediği güneş neyi
anlatıyordu?
…/…
Kutsal kitaplarda vardır ya hep “cehennem zebanileri.”
Mitolojiden biliriz Hades’ i, yani yer altının bekçisi
İhtiyar Xaron’u.
Peki bu ada mermerinden
yapılmış sandalyede kim oturuyor el ayak çekilince bu mezarın başında?
…/…
Kim beklenir bilinmez, bekleyen kim, o da bilinmez.
Ama kaptanların bazıları sanki Barbaros gibi “denizleri
yara yara geliyor olmalı, soyadına yazdırmış denizleri nasıl yardığını.
…/…
Bu aile neden “KIRIK” soyadını aldı acaba?
Bir şeye, bir kimseye mi
kırıldı? Veya Girit’ten mübadil olarak geldiklerinde bütün aile, sülale kırıldığı için mi alındı bu soyadı,
kim bilir?
…/…
İnsan sert olabilir, hayat onu öyle yapmış olabilir, ama
birisinin en sert olması nasıl bir şeydir, acaba? Bir ifade, bir mesaj mıdır bu
ENSERT soyadı?
Ya KAYKAF nedir?
…/…
Ama Girit’te hatırı sayılır Arap köleler de vardı.
Varlıklı Giritliler mübadele ile Anadolu’ ya geldiklerinde
kimileri kölelerini de yanlarında getirdi.
Ayvalık ve İzmir civarı bu kölelerin aileleri ile doludur
ve onlar artık AFRO-Türk olarak bilinir.
Hanım MERSİN BEDEVAKİ kızıdır.
BEDEVAKİ ise, BEDEVİ gibi demektir ve muhtemelen Mersin
Hanım BEDEVİ bir köle olarak gelmiştir Marmara Adası’na.
…/…
Askeri rütbeler içinde “kaymakam’’ da vardı Osmanlı’da ve
bugünkü karşılığı yarbay idi. Gemilerde REİS de var ve hala var. Ama BEY REİS
ne ola ki?
…/…
Ve herkes gitti.
Roma’ dan bu yana yapılan mezar taşları onlardan sonra
gelen uygarlıklar tarafından sökülüp bir kenara kondu ve ölülerini aynı mekana
gömdüler.
Sonra Bizans, sonra Selçuklu, sonra Osmanlı ve Cumhuriyet
geldi.
Osmanlı mezar taşları artık sanki “sizin de miadınız doldu”
denircesine bir kenara atımlı halde duruyor.
Bakalım bunca anlatmaya çalıştığımız mezar taşları ne zaman
bir kenara yığılacak?
…/…
Ama belki de o kadar kötümser olmamalı.
Adada sadece mezar taşları yok adaya tarih katan.
Adanın her yerine serpiştirilmiş güzel ve görselliği olan
ve ada mermerinden yontulmuş mermer objeler de var.
Bu objeler kimi zaman bir heykel, kimi zaman bir terminal
binası olarak çıkıyor karşımıza.
 |
| Adanın deniz ulaşım terminal binası dış yüzeyi tamamen
Marmara mermeri ile kaplı. |
…/…
Bu başarılı yontuda saklı olan bir geminin burnu olan genç bir kadın.
…/…
Özlem hep uzaklara ve uzaklar hep engin denizler.
Engin denizlere gidiş mermerden de olsa yelkenlilerle
yapılacak elbette..
…/…
Ertesi gün adanın kuzeyine, yani mermerin ta Roma’ dan
bugüne çıkarıldığı Saraylar Köyü’ ne gidiyorum.
Roma bütün imparatorluk bölgesine sayısız mermer göndermiş
buradan.
Giden mermerlerin kimi sütun, kimi sütun başlığı, kimi
heykel şeklinde olmuş.
Ama kimi işler ise yarım kalmış.
Kimi işler beğenilmeden bırakılmış, kimisinin parası
ödenmediği için, kimisi ise belki de savaş nedeniyle yarım kalmış.
Metrelerce kalınlığında mermer molozu içinde bu tür mermer
objeler aramak adeta “samanlıkta iğne aramaktır” ve bunu ancak Dr Nuşin ASGARİ
Hanım yapabilmiştir olanca özverisi ile.
Bugün kıymeti bilinmese de Saraylar Köyü’nde yani Marmara
Adası’ nda dünyada bir eşi daha olmayan Mermer İşçiliği Müzesi bulunmaktadır.
…/…
Bu henüz bitmemiş veya parası ödenmediği için ocakta kalmış
bir stadyum basamağı kim bilir neresi için yapılmıştı? AIZANOI olabilir mi?
…/…
Ya bu bitmemiş Korint tarzı mermer sütun başlığı hangi
tapınak için yapılıyordu?
…/…
Bu sütunlar oldukça büyük çaptalar, nasıl işlenecek ve
taşınacaktı?
…/…
Ama bu lahit tarzı Roma mezarlarının uzunlamasına güney
cephelerindeki yazıların başlığı ortak bir kelimeyi içeriyor: İPOMNİMA
Yani, “tebliğ” demek
İPOMNİMA. Yani mezarın önünden gelen geçen için yazılmış yazıyı okumak isteyenlere
“al oku, ibret al, ben” der gibi.
Veya ölen kişi sanki öbür dünyada gördüklerini anlatmak
istiyor ve bunu “tebliğ” olarak duyuruyor fanilere.
…/…
Saraylar Köyü’nde uzun zamandır yapılan Uluslar arası
Mermer Heykel Sempozyumu çalışmaları adanın ve Saraylar’ ın çeşitli yerlerinde
sergileniyor.
İşte sanki dünyaya tek bir pencereden bakan bir gözlük
örneği.
…/…
İşte başka bir güzel örnek, modern bir güneş saati
çalışması.
Modern
güneş saati


İşte başarılı bir
figütarif çalışma
…/…
Peki bunca yıldır,
bin yıllardır işletilen mermer ocakları nasıl işletiliyor?
Mermerlerin bir peynir
kalıbı gibi kesilmesi de aslında birer yontu gibi değil mi?

…/…
Ada mermerinin
ocakları artık deniz seviyesine inmiş durumda. Bu da mermeri çıkarma maliyetini
artırıyor.
Bir de duran
inşaat sektörü ve ihracat mermer ocaklarının kapanmasına neden olmuş ve
Saraylar Köyü’ nün ekonomisini çok etkilemiş.
Mermer ocaklarının
görüntüleri insanı ürkütüyor.
Fotoğraf
çekebilmek için izin almak yetmiyor.
Mermeri kesen
testereden fırlayan “soket” dedikleri 11 mm çapındaki kesici parça bir mermiden
daha hızlı ve sessizce çok kişinin yaralanmasına veya ölmesine neden olmuş.
Hangi ocakta kopar
bu testere, nerede gelir hiç belli olmazmış.
…/…
Ama mermeri kesen havalı testere ne kadar tehlikeli olsa da
testerenin mermer blok üzerinde bıraktığı dairesel izler bir gizemi anlatıyor
sanki.

…/…
Ama en güzeli de Saraylar Köyü’ ne yerleşmiş Sinop
Ayancıklı birisinden kestane alıp yemek olmalı.
Kestaneyi yerken bir şarkı dolanıyor dilime:
Ada yolu kestane
Aman dökülür dane dane...
…/…
Mermer de olsa, granit de olsa bir taş asla basit bir taş
değildir.
Bütün bu taşlara kurumsal anlamda ilk sahip çıkan ise Erdek’
in efsane kaymakamı Reşit Mazhar ERTÜZÜN oluyor, ruhu şad olsun.
Sabahattin ALİ’ in dayısının oğlu ERTÜZÜN ve çevredeki
bütün eserlere sahip çıkıyor.
O gelene kadar kireç olmaktan kurtulamayan canım mermer
heykelleri yakan kireç ocağı sahibi bir köylü bakın ne diyor yaktığı heykeller
için.
“Günün birinde bu heykellere sahip çıkacak bir kaymakamın
geleceğini nereden bilebilirdim. Kireç ocağında yaktığım kadın heykellerinin
ocağa atılırken bana baktıkları yüz ifadelerini hala unutamam.”
Biz de unutmayacağız.
12-14 Haziran tarihlerinde
ANADOLU’ YA AÇILAN
KAPILAR – 1
GRANİKOS SAVAŞI ile bölgeye bir yolculuk yapacağız.
Unutsak da taşın hafızası çok güçlü ve asla unutmuyor.
Muhabbetle,
Recep Babayiğit
Aralık 2019