Yetmişli yıllar, Çorum’da ortaokul yıllarım.
Bütün dünyada ve Türkiye’de güçlü esen sosyalizm rüzgarları hızını gittikçe artırıyor.
Günlük hayattan siyasi gündeme, kültüre, sinemaya bir “Sol” jargon egemen olmaya başlıyor. Türkçe sözlük dağarcığına yazılı olmayan kelimeler de girmeye başlıyor.
Öte yandan söz konusu futbol maçı veya futbol topu veya futbolcu olunca kimse futbol demiyor hep “Fitbol” diyor. Oysa ortaokulda okuduğum yabancı dil, Almancada bile “Fussball” kelimesinin karşılığı olarak en azından futbol kelimesine yakın bir ses çıkması gerekirdi insanların ağzından.
İngilizceden Türkçeye sadece harf değişimi ile geçen “Football” kelimesi bile futbol yerine “Fitbol” olarak dolaşıyordu halkın ağzında.
AYAK TOPU
Futbol kelimesinin karşılığı olarak türetilen Türkçe “Ayak topu” kelimesi hiç tutmamıştı. Milli kelimesinin karşılığında türetilen “Ulusal” kelimesi ise tutar gibiydi, ancak örneğin “Milliler Dünya Futbol Kupası elemelerine katılmaya hak kazandı” cümlesinde milliler yerine “Ulusallar” demek ve öyle bir spor manşeti atmak pek tutmuyordu.
MAJESTELERİNİN TOPÇU BİRLİĞİ
Modern futbolun beşiği olarak hep İngiltere gösterilir.
İngiltere’de ise karşımıza Türkçe kelime karşılığı “Cephanelik” olan “Arsenal” kelimesi çıkar. Doğru tahmin ettiniz, İngiltere’nin en eski futbol kulübü olan Arsenal’dan söz ediyoruz.
Arsenal kelimesinin başka bir anlamı daha vardır: Tophane.
İşte ünlü Arsenal Futbol Kulübü 1886 yılında “Dial Square” adıyla Woolwich semtinde bulunan tophane İşçileri tarafından kurulmuştur.
Dial Square adı daha sonra “Royal Arsenal” olarak, yani “Majestelerinin Tophanesi” olarak değiştirilir.
Kulübün adı daha 1891 yılında tekrar “”Woolwich Arsenal” olarak değiştirilmiş olsa da kulüp hep ve hala sadece “Arsenal” olarak bilinir.
Arsenal Tophanesinde çalışanlar, Osmanlı’daki Tophane çalışanları gibi kısaca “Topçu” olarak adlandırılıyorlardı.
Yani kısaca, Arsenal demek Topçu demektir.
Beşiktaş’a “Arabacılar” takımı denmesi gibi, Osmanlı’da da iki rakip atlı spor takımından birisine “Lahanacılar, diğerine Bamyacılar” deniyordu.
KİT takımlarının hepsinin adı ise ürettikleri mal ile başlardı “”Şekerspor, Kağıtspor, Demirspor vb.”
ADAM İYİ TOPÇU ABİ
Racon kesen veya kestiğini zanneden mahalle abileri, kahvehane abileri yerli veya yabancı iyi ve üstün nitelikli bir futbolcu için asla “İyi futbolcu” demezlerdi. “İyi topçu” derlerdi ve bu racon hala devam ediyor.
Bir abinin bir futbolcu için ağzından “İyi topçu” lafı çıkıyorsa, o abinin futboldan iyi anladığına inanılırdı ve ayrı bir yeri olurdu. Birisinin ağzından “İyi topçu” değil de “iyi futbolcu” çıkıyorsa, o futboldan pek anlamaz sayılırdı.
O abiler “İyi topçu” lafını ederken, nitelemede geçen “Topçu” kelimesinin Majestelerinin Topçusu, yani Arsenal’dan geldiğini nereden bilebilirdi ki?
ADAM İYİ PEHLİVAN
Futbolda “İyi Topçu” lafı, söz konusu minder, yağlı veya karakucak güreşi olunca karşımıza “Adam iyi pehlivan” nitelemesi çıkar.
Ancak burada futbolda racon kesen mahalle abilerinin yerine güreşte racon kesen mahalle dayılarını görürüz. Onlar iyi bir güreşçi için “İyi pehlivan” diyorlarsa, o dayı güreşten anlıyor, anlamına geliyordu.
Kahvehanede birisi “Pehlivan yerine güreşçi” diyorsa, onun güreşten pek anlamadığı düşünülürdü.
Oysa Farsça “Pehlivan” kelimesi “Kahraman, savaşçı, bahadır” demektir.
Bu kelime, “Pehlivan kelimesi” Osmanlı’da süreç içerisinde evrilerek binicilik, ok atma, matrakçılık, cirit atma vd. sporları yapan her sporcuya verilen ortak bir unvan olmuştur.
Modern olimpiyatlara katılan ve yarışan bütün branştaki sporculara nasıl ki “Atlet” deniyorsa, Osmanlı’da yarışan bütün sporculara da “Pehlivan” deniyordu.
Mahalledeki kahvehanede güreşten söz açılınca “Adam iyi pehlivan” diye racon kesen dayı Osmanlı’da bütün sporculara “Pehlivan” ve olimpiyatlarda yarışan bütün sporculara “Atlet” dendiğini nereden bilebilirdi ki?
ÇORUM’DA ÇORUMSPOR MAÇLARI
Çorum merkezde geçen çocukluğumun, 60’lı ve 70’li yıllarında bilet alarak hiçbir Çorumspor maçına gitmezdim. Maç biletleri açık tribünler için bedava kapalı tribün için ise paralı olurdu.
Açık tribünler bedava olmasına rağmen yine de çok az seyirci olurdu, bilir, duyardım.
Biz Çorum Yetiştirme Yurdunda koruma altında bulunan kızlı erkekli çocukları tezahürat için Çorumspor maçlarına götürürlerdi. Kızlı erkekli, kalabalık bir grupla Kale Mahallesi’nden stadyuma kadar yürüyerek gider, bir saatte ancak varırdık stadyuma.
Kapalı tribünün karşısında açık tribünde yerimizi alırdık.
Saha topraktı. Maç başlamadan önce itfaiyenin arazözü çıkar, hırıltılı ve homurtlulu motor sesiyle sahayı sulardı.
Bu sulama yaz aylarında kısmen işe yarardı. Ancak yağmurlar başlayınca saha çamura dönerdi.
Maç başlamadan önce iki takımın “Topçuları” ve hakem heyeti orta yuvarlağın iki yanına sıralanır ve orta hakemin talimatını beklerdi.
Orta hakem “Türk sporu şerefine üç kere” diye bağırır ve susar, her iki takımın topçuları hep bir ağızdan, yüksek sesle ve üç kere “Sağol sağol sağol“ diye bağırırlardı. Nedense ben o “Sağol sağol sağol” seslerini hep “Sol sol sol” diye duyar ve buna pek bir anlam veremezdim.
Maç başlar, biz Çorum Yetiştirme Yurdundan gelenler tezahürat yapardık: Yaya ya şaşa şa, Çorumspor çok yaşa!
Bizim tezahüratımız diğer seyirciler tarafından hem pek duyulmaz hem de pek dişe dokunur bulunmazdı. Hakeme küfredenleri, üzeri açılmamış küfürleri hep o maçlarda duyardık. Hele bir de hakemin başında saç yok, kel ise, en ağır küfürlere o hakem maruz kalırdı.
O yıllarda Çorumspor üçüncü ligden ikinci lige çıkmak için çalışıyor. Rizespor Çorum’a gelecek. Şehrin görünür yerlerinde elektrik direkleri arasına gerilen bez pankartlarda şöyle bir tekerleme yazıyordu:
Rize, niye geldin bize
Üç atalım mı size
Yetiştirme Yurdunda yaşı benden en az 10 yaş büyük olan bir abimiz vardı. Adı Garip Ürün’dü. Garip abi uzun boylu, iri yarıydı ve atletik bir bedene sahipti. Yurttaki bütün kız-erkek küçüklerin abisiydi.
Garip Abi 18 yaşını doldurduktan sonra yurttan ayrıldığında Çorum’da kaldı. Bizi ne zaman çarşıda görse kol kanat olur, hep elini cebine atardı.
Forvet oyuncusu Garip Ürün abimiz iyi futbol oynardı ve Çorumspor Kulübünün profesyonel takımına seçilmiş, bizim de gurumuzdu. Garip Abi ile irtibatımız kopmuş olsa da onun sağlık sorunları olduğunu hep bilir ve duyardık.
23 Eylül 2023’te ölüm haberi geldiğinde son golü Çorumspor değil, Çorum Yetiştirme Yurdunda yetişenler yemişti sanki.
2,5’LUK
Çorumspor’un maçlarına gitmezdim, ama yurttaki arkadaşlardan uyanık bazıları nereden ve nasıl haber alırlar bilemezdim, o haftaki Çorumspor maçı için “2,5”luk” arandığı bilgisini yayarlardı.
O yıllarda top toplayıcıların adı “’2,5’luk’tu” ve top toplayan çocuklara maçın sonunda 2,5 TL ödenirdi. O zamanların çocuk dünyasında bizim gibi Yetiştirme Yurdunda kalanlar için dişe dokunur bir paraydı 2,5 TL.
Çorumspor’un o haftaki maçı için top toplayıcı olarak ben de yazıldım. Bunu kim ayarladı, hiçbir fikrim yoktu. Sadece stadyuma gitmemi ve 2,5’luk olarak geldiğimi söylememi tembih ettiler.
Yukarıda bahsedilen sahanın sulanması, seremonide anlatılanlardan sonra maç başladı. Sahanın iki yanında birer kişiyiz, birer 2,5’luk top topluyoruz.
Çorumspor ile kim oynuyordu, hatırlamıyorum.
Topu sürekli takip ediyorum. Top sahanın dışına çıkınca koşarak topu yakalıyor ve oyuncuya teslim ediyorum. O yıllarda maçlarda, birinin patlama ihtimaline karşı birisi de yedek, ancak iki top olurdu.
Galip takımın ayağından dışarı çıkan topu getirdiğimde, oyunu başlatacak futbolcu bana ne küfürler ederdi. Nedenini hiç anlamazdım, ben sadece görevimi yaptığımı düşünürdüm.
Meğer galip takımın oyuncusu benim topu hemen getirmemle zamandan çalamıyormuş. Topu mümkün oldukça geç getirmeliymişim.
Tersi de oluyordu. Sahadan dışarı çıkan topu mağlup takımın oyuncusuna getirdiğimde de aynı küfürleri duyardım. Yine anlam veremezdim.
Mağlup veya galip iki takım için de aynı gayreti gösterirdim.
Meğer mağlup takımın oyuncusu da topu neden daha çabuk getirmediğim için küfredermiş bana.
Maç bittiğinde 2,5 liramı verdiler. Bütün bir paraydı.
Mahalle kahvesinde racon kesen abiler “Top toplayıcılar” için asla “Top toplayıcı” demezler “2,5’luk” derlerdi. 2,5’luk için top toplayıcı lafı edenler futboldan anlamaz sayılılardı.
Maçlarda ise sadece futbolcular hakaret etmezdi 2,5’luklara, seyirci de oyalama yapmayan veya topu çabuk getirmeyen top toplayıcılara “Ulan 2,5’luk” diye bağırıp onları tehdit ederlerdi.
WM 74 DÜNYA FUTBOL KUPASI ŞAMPİYONASI
Dünya Futbol Kupası Şampiyonası 1974 yılında Federal Almanya’da düzenleniyordu. Televizyonlar ilk defa canlı olarak dünya kupası maçlarını yayınlıyorlar ve Halit Kıvanç bize maçtan daha fazlasını anlatıyordu.
WM ise Almanca, Dünya Birinciliği anlamına gelen “Weltmeisterschaft” bileşik kelimesinde geçen W ve M kelimelerinin baş harfleriydi.
Akşam olunca yurdun son katındaki televizyon odasına toplanır, 74 Dünya Kupası maçlarını izlerdik. Dünya futbol yıldızlarını ilk defa o dünya kupasında görüyorduk.
Yetiştirme Yurdunun da Çorum Amatör Lig’de oynayan bir futbol takımı vardı.
Takımdaki çocuklardan kimisi Gerd Müller, kimisi Beckenbauer, Höness olurdu.
Polonya flaş takımdı ve kimisi de Polonya takımından Deyna, Lato olurdu.
Solcu abiler ise başka bir racon keserler ve Alman Milli Takımında oynayan “Maocu Paul Breitner” olurlar veya ona da birisini yakıştırırlardı.
Renklerimiz Çorumspor’un renkleri, kırmızı-siyahtı.
Çorum Yetiştirme Yurdu Futbol Takımı-Yurtspor
Ayakta soldan sağa: Hamza Cücük, Cafer Çangaloğlu, Yusuf Horasan, İsmet Aslan, Adem Boran, Sabahattin Sayar, Nuri Aydın (Menejer, o da yurttan)
Altta soldan: Mustafa Şenöz, Yılmaz Aydoğan, Servet Öztaş, Hurşit Uzuner, Hüseyin Şahin
SİİRT KÖY HİZMETLERİ
1989-1994 yılları arasında Sümerbank-Beykoz Deri ve Kundura İşletmesi’nde çalıştım. Fabrikanın, yani Sümerbank’ın desteklediği ve finanse ettiği Beykozspor Kulübü ise İstanbul Ligi’nden başlayarak uzun yıllar Türk Futbol Tarihinin büyükleri arasında yer alıyordu. Hafta sonlarında Şehir Hatlarının Beykoz Vapuruna biner Sirkeci’ye giderdim. Benimle birlikte Beykoz da gelirdi sanki.
Şehir hatlarının gemilerinde çalışan çımacılarla ahbap olmuştum. Söz dönüp dolaşır futbola gelirdi. 1990 İtalya Dünya Futbol Şampiyonası daha yeni bitmişti ve futbol oynayan herkes bu kez kendisini, Maldini, Baggio, Bergomi vd. gibi birer İtalyan futbol yıldızı gibi görüyor, Alman yıldızlar çoktan hafızadan ve sahalardan silinmişlerdi.
Çımacılar bana hangi futbol takımını tuttuğumu soruyorlardı. Ben de her seferinde onlara “Siirt Köy Hizmetleri” diye cevap veriyordum.
Abi öyle takım mı olur ya, diye bana alaysı bakıyorlar, bir sonraki görüşmemizde, yine soruyorlar, ben yine aynı cevabı veriyordum.
Ben Beykoz’da çalışırken zihnime bir mizahi isim olarak yerleşen ve çımacıların benimle alay ettikleri Siirt Köy Hizmetleri Futbol Kulübü 1999-2000 yılları sezonunda Süper Lige çıktığında ben artık o çımacıları göremiyordum.
“Kulüp 1969 yılında kuruldu. 1983 yılında 6 yıl boyunca kullanacağı Siirt Yol Su Elektrik Spor adını aldı, 1989 yılında ise kulüp Köy Hizmetleri'nin himayesine geçti ve Siirt Köy Hizmetleri Spor adını alarak 10 yıl boyunca Köy Hizmetleri tarafından yönetildi. 1999 yılında Fadıl Akgündüz'ün sahibi olduğu JetPA ile sponsorluk anlaşması yaparak Siirt Jet-PA Spor adıyla 1999-2000 sezonunda 1. Lig'e (bugünkü Süper Lig) yükselmiştir. Kulüp; Ersen Martin, Timuçin Bayazıt, Ceyhun Eriş, Okan Öztürk, Oktay Derelioğlu, Hamza Hamzaoğlu gibi önemli isimleri kadrosuna katmasına rağmen 2000-2001 sezonunda 1. Lig'den düşmüştür.” (Wikipedia)
2004 AVRUPA FUTBOL ŞAMPİYONU: YUNANİSTAN
2004 Avrupa Futbol Kupası Şampiyonası Portekiz’de oynanıyordu. Gebze’de çalışıyordum. İş çıkışı servise bindiğimde gündem gereği sadece Avrupa Futbol Şampiyonası konuşuluyordu.
İlk tur maçları oynanmaya başladığında mahallenin değil, ama servis minibüsünün abileri soruyordu: “Recep Bey, sence hangi takım alır kupayı?”
“Yunanistan” deyince, bana “Ya Recep Bey sen de futboldan hiç anlamıyormuşsun” diyorlar ve alay ediyorlardı.
Yunanistan ikinci eleme turlarına kaldığında, bana aynı soru yine geliyordu: Recep Bey, sence hangi takım alır kupayı?
Yine Yunanistan dediğimde ise, “Ya o şansına ikinci tura kaldı” diyerek futboldan anlamadığımı söylemek istiyorlardı.
Derken Yunanistan çeyrek final, sonra final ve sonunda ise kupayı alınca abilerin bana söyledikleri son söz “Ya Recep Bey, sen futboldan baya anlıyormuşsun” oluyordu.
YALÇIN KÜÇÜK - KALECİ RÜŞTÜ REÇBER
2008 Avrupa Futbol Şampiyonası ise Avusturya ve İsviçre’nin ev sahipliklerinde yapıldı. Türk Milli Takımının kalecisi Rüştü Reçber’di.
Yalçın Küçük, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası hakkında Yeni Harman Dergisi’nde kendisine sorulan sorulardan Rüştü Reçber ile ilgili kısmına aşağıdaki cevabı veriyordu:
“Nasıl isterseniz öyle söyleyin. Bana Yeni Harman dergisi 'Kaleci Rüştü için ne düşünüyorsunuz?' diye sordu. 'Milli kovadır,' dedim. Benimle dalga geçtiler, 'Naptınız hocam, Barcelona'ya gidiyor,' dediler. Üç sene kaldı ama! Ben futbol bilmem ama tariflere bakıyorum.”
Yalçın Küçük hayatında belki de hiç top oynamadı, futbol maçına çıkmadı. Ama söylediklerini yabana atabilir miyiz?
Rüştü için iyi topçu diyen abiler vardı elbette, ama onlardan hiçbirisi İyi İktisatçı Yalçın Küçük Hocayı ve bu dediklerini muhtemelen okumamıştı.
…/…
Bu sene, 2026, Dünya Futbol Şampiyonası aynı anda ABD, Kanada ve Meksika’da düzenleniyor.
Futbolu zevkle izlenebilecek görsel şölene çeviren futbolcular mahalle kahvehanelerinde racon kesen abiler için hala “Topçu” ve mahalle aralarında top yuvarlamaya çalışan yeni yetme çocuklar için ise futbol hala “Fitbol” olmaya devam ediyor.
…/…
1978’de Arjantin’de düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonasında tribünlerden gelen tezahürat sesleri işkence altındakilerin çığlıklarını bastırıyordu.
“Futbol asla sadece futbol değildir sözüne” bir katkıda bulunmaya çalıştım.
TAVSİYE EDİLEN OKUMALAR :
İZLEMELER :
-DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR
-KALECİNİN PENALTI ANINDAKİ ENDİŞESİ
-ZAFER KAÇIŞ







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder